Floransa ve Pisa gibi popüler komşularının gölgesinde kalmış gibi görünse de, kendine has sakinliği ve bozulmamış Orta Çağ dokusuyla ziyaretçilerine unutulmaz bir İtalyan deneyimi sunar.
Şehre adım attığınız anda modern dünyanın karmaşası geride kalır ve kendinizi bisiklet zillerinin yankılandığı, buram buram kahve kokan tarihi bir atmosferin içinde bulursunuz. Günümüzde dünyada eşine az rastlanır şekilde, tarihi merkezini çevreleyen surları tamamen ayakta kalmış olan bu özel şehir, acele etmeden, sokaklarında kaybolarak keşfedilmesi gereken gerçek bir Toskana mücevheridir.
Rönesans’ın Canlı Tanığı Devasa Surlar

Lucca’yı dünyadaki diğer pek çok tarihi şehirden ayıran en önemli özellik, şehri bir yüzük gibi çevreleyen dört kilometre uzunluğundaki devasa surlarıdır. On altıncı ve on yedinci yüzyıllarda şehri savunmak amacıyla inşa edilen bu surlar, günümüzde askeri işlevini tamamen yitirerek şehrin en büyük parkı ve sosyal alanı haline gelmiştir. Üzerinde geniş yürüyüş yolları, asırlık çınar ağaçları ve yeşil parkların bulunduğu bu surlar, yerel halkın ve turistlerin en gözde buluşma noktasıdır.
Şehre gelir gelmez yapmanız gereken ilk şey, surların hemen altındaki dükkanlardan bir bisiklet kiralamak ve şehrin etrafını yukarıdan turlamaktır. Bisikletle gezerken bir yanınızda Lucca’nın kırmızı kiremitli tarihi çatıları, diğer yanınızda ise Toskana’nın yeşil tepelerini izleme şansı yakalarsınız.
Bu yürüyüş veya bisiklet turu, şehre yukarıdan genel bir bakış atmak ve Lucca’nın ritmine ayak uydurmak için harika bir başlangıçtır.
Tarihin Kalbinin Attığı Sıra Dışı Meydanlar
Surlardan aşağıya, tarihi merkeze doğru indiğinizde sizi labirent gibi uzanan dar ve gölgeli sokaklar karşılar. Bu sokakların ulaştığı en büyüleyici nokta ise şüphesiz Piazza dell’Anfiteatro, yani Amfitiyatro Meydanı’dır. Bu meydanın dünyada bir benzeri daha yoktur çünkü tamamen antik bir Roma amfitiyatrosunun temelleri üzerine inşa edilmiştir.
Elips şeklindeki meydanın etrafını saran sarı saraylar ve kafeler, Roma dönemindeki seyirci tribünlerinin hatlarını tam olarak takip eder. Meydana açılan dört adet antik kapıdan içeri girdiğinizde kendinizi adeta tarihi bir arenada bulursunuz. Günümüzde bu meydan, açık hava kafeleri, hediyelik eşya dükkanları ve sokak sanatçılarıyla Lucca’nın kalbinin attığı yerdir.
Sabahın erken saatlerinde, meydan henüz kalabalıklaşmadan önce burada bir espresso içmek, şehrin ruhunu hissetmek için yapabileceğiniz en güzel aktivitelerden biridir.
Gökyüzüne Uzanan Ağaçlı Kuleler

Lucca, Orta Çağ döneminde zengin ailelerin güç gösterisi olarak inşa ettiği yüzlerce kuleye ev sahipliği yapıyordu. Günümüze bu kulelerden sadece birkaç tanesi ulaşabilmiştir ancak bunlardan biri mimari açıdan dünyada eşine az rastlanır bir özelliğe sahiptir. Şehrin sembolü olan Guinigi Kulesi, tepesinde büyüyen asırlık meşe ağaçlarıyla tanınır.
On dördüncü yüzyılda zengin Guinigi ailesi tarafından inşa edilen bu tuğla kulenin tepesine tırmanmak için yaklaşık iki yüz otuz basamağı göze almanız gerekir.
Yukarıya ulaştığınızda ise sizi sadece nefes kesici bir Lucca manzarası değil, aynı zamanda gökyüzünde asılı kalmış küçük bir botanik bahçesi karşılar. Kulenin tepesindeki meşe ağaçlarının gölgesinde dinlenirken, şehrin labirent gibi sokaklarını, tarihi kiliselerini ve uzaktaki Toskana dağlarını kuş bakışı izlemenin keyfi paha biçilemezdir.
Kiliseler Şehri Lucca’da Mimari Yolculuk
Lucca, tarihi boyunca “Yüz Kiliseli Şehir” olarak anılmıştır ve sokaklarında yürürken her köşe başında muazzam bir dini yapıya rastlamanız bu unvanın ne kadar haklı olduğunu gösterir. Bu kiliselerin en görkemlisi, eski Roma forumunun üzerine inşa edilmiş olan San Michele in Foro Kilisesidir.
Kilisenin beyaz mermerden yapılmış, kat kat sütunlarla süslü dış cephesi, Romanesk mimarinin en zarif örneklerinden biridir. Cephenin en üst noktasında yer alan devasa Başmelek Mikail heykeli, adeta şehri yukardan korur gibi görünür.
Bir diğer önemli yapı ise Lucca Katedrali olan Duomo di San Martino’dur. İçerisinde barındırdığı kutsal emanetler ve ünlü heykeltıraşların eserleriyle bir müze titizliğinde korunan katedral, inanç turizminin ve sanat tarihinin en önemli duraklarındandır.
Toskana Mutfağının Lucca Yorumu
Gezi rehberlerinin en lezzetli kısmı her zaman yerel mutfağın keşfedilmesidir ve Lucca bu konuda ziyaretçilerini asla hayal kırıklığına uğratmaz. Şehrin mutfağı, tipik Toskana lezzetlerinin yerel tarım ürünleriyle harmanlanmasından oluşur. Lucca’ya özgü en meşhur lezzetlerin başında, içi lezzetli kıyma ve otlarla doldurulmuş yerel bir makarna çeşidi olan Tordelli Lucchesi gelir.
Üzerine dökülen yoğun et sosuyla servis edilen bu makarna, karbonhidrat ihtiyacınızı fazlasıyla karşılar. Eğer akşamüstü kahvenizin yanına yerel bir tatlı arıyorsanız, yönünüzü hemen pastanelere çevirmeli ve Buccellato istemelisiniz. Anason ve kuru üzümle hazırlanan bu geleneksel tatlı ekmek, Lucca kültürünün ayrılmaz bir parçasıdır. Bu lezzetleri, şehrin dar sokaklarına gizlenmiş yerel osterialarda, bölgenin ünlü zeytinyağları ve meşhur Toskana şarapları eşliğinde deneyimleyebilirsiniz.
Gezginler İçin Pratik Notlar ve İpuçları
Lucca, yürüyerek veya bisikletle çok rahat bir şekilde keşfedilebilecek kompakt bir şehirdir. Tarihi merkeze motorlu araç girişinin yasak olması, burayı çocuklu aileler ve sakinlik arayan gezginler için mükemmel bir rota haline getirir.
Şehri tam anlamıyla yaşamak ve sokakların tadını çıkarmak için en az bir tam gününüzü ayırmanızı tavsiye ederiz. Eğer vaktiniz varsa, Lucca doğumlu dünyaca ünlü opera bestecisi Giacomo Puccini’nin doğduğu evi ziyaret ederek gezinize kültürel bir boyut da kazandırabilirsiniz.
Yıl boyunca pek çok müzik festivaline ve çizgi roman fuarına ev sahipliği yapan bu canlı ama huzurlu şehir, İtalya seyahatinizde unutulmaz anılar biriktireceğiniz, Toskana’nın en samimi köşelerinden biridir. Lucca gibi eşsiz bir güzelliğe sahip olan bir diğer Toskana noktası ise Andrea Bocelli’nin doğduğu kasaba olan Lajatico. Yolu Toskana’dan geçen turistler her sene klasikleşen Lajatico Turunda Andrea Bocelli’yi canlı dinlemek için adeta kasabaya akın ediyor.


























