Türk vatandaşlarının Avrupa’ya seyahatlerinde karşılaştığı Schengen vizesi sorunları yeni bir aşamaya taşındı. Vize süreçlerinde yaşanan aksaklıklar ile Türkiye-AB Gümrük Birliği’ndeki dengesizlik iddiaları, Avrupa Ombudsmanı’na yapılan başvuruyla hukuki inceleme konusu haline geldi.
Sorun yalnızca Schengen vizesi başvurusu değil
Son yıllarda Schengen vizesi almak isteyen birçok Türk vatandaşı, randevu bulamama, uzun bekleme süreleri ve ret kararlarıyla karşı karşıya kalıyor. Bu tablo yalnızca turistik seyahatleri değil; iş görüşmelerini, fuar katılımlarını, akademik toplantıları, eğitim süreçlerini ve kültürel faaliyetleri de etkiliyor.
Başvuruda, yaşanan sorunun yalnızca siyasi bir başlık olarak değil, Avrupa Birliği kurumlarının hukuki sorumluluğu açısından da değerlendirilmesi istendi.
Başvuruda iki imza var
Avrupa Ombudsmanı’na başvuru, Avrupa Birliği hukuku alanında doktora yapan Avukat Dr. Yavuz Selim Sarıibrahimoğlu ile eski Devlet Bakanı ve Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu eski Eş Başkanı Bülent Akarcalı tarafından yapıldı. İki isim, Avrupa Komisyonu’nun 1963 tarihli Ankara Anlaşması ve Ek Protokol kapsamındaki yükümlülüklerini uygulayıp uygulamadığının incelenmesini talep etti.
Komisyon’un rolü tartışmaya açıldı
Başvurunun merkezinde Avrupa Komisyonu’nun sorumluluğu bulunuyor. Başvuru sahipleri, Ankara Anlaşması ve Ek Protokol’ün Avrupa Birliği açısından bağlayıcı uluslararası metinler olduğunu hatırlattı. Bu nedenle Avrupa Komisyonu’nun, Avrupa Birliği Antlaşması’nın 17. maddesi kapsamında söz konusu anlaşmaların uygulanmasını sağlamakla görevli olduğu savunuldu. Başvuruda, Komisyon’un bu alanda uzun süredir gerekli adımları atmadığı ileri sürüldü.
Gümrük Birliği eleştirisi de dosyaya girdi
Ombudsman başvurusu yalnızca Schengen vizesiyle sınırlı kalmadı.
Dosyada, Türkiye’nin Gümrük Birliği nedeniyle Avrupa Birliği’nin ortak ticaret politikasına uyum sağlamak zorunda olduğu ancak bu politikaların belirlendiği mekanizmalarda yer almadığı vurgulandı.
Başvuru sahipleri, AB’nin üçüncü ülkelerle yaptığı serbest ticaret anlaşmalarının Türkiye’yi etkilediğini, buna rağmen Türkiye’nin karar alma süreçlerinde söz hakkı bulunmadığını belirtti.
Bu durumun, Ankara Anlaşması’nda öngörülen karşılıklılık ve dengeli ortaklık ilkeleriyle bağdaşmadığı savunuldu.
TÜRSAB yeşil pasaport istedi: Seyahat acentaları vize duvarına takılıyor
Vize işlemlerinde ağırlaşma iddiası
Başvuruda Ek Protokol’ün 41. maddesindeki “standstill” ilkesine de yer verildi. Bu ilkeye göre, Türk vatandaşlarının yerleşme ve hizmet sunma özgürlüğünü sonradan daha zor hale getirecek yeni kısıtlamaların getirilemeyeceği ifade edildi.
Başvuru sahipleri, Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın Soysal, Savaş ve Abatay kararlarında bu konuda değerlendirmeler yaptığını hatırlattı.
Buna rağmen Türk vatandaşlarına uygulanan vize prosedürlerinin yıllar içinde daha ağır hale geldiği ve Avrupa Komisyonu’nun bu konuda etkili bir adım atmadığı öne sürüldü.
Ombudsman vizeyi kaldırmayacak, Komisyon’u inceleyecek
Avrupa Ombudsmanı’nın yürüteceği süreç, Schengen vizesinin kaldırılması ya da AB mevzuatının değiştirilmesi anlamına gelmiyor.
İncelemede, Avrupa Komisyonu’nun uzun süredir devam ettiği iddia edilen eylemsizliğinin “kötü yönetim” oluşturup oluşturmadığı değerlendirilecek.
Dosyada yanıt aranan temel soru, Komisyon’un Türkiye ile AB arasındaki bağlayıcı anlaşmaların uygulanmasını sağlama görevini ihlal edip etmediği olacak.
Karar henüz verilmedi
Avrupa Ombudsmanı’nın başvurunun esasına ilişkin henüz bir karar vermediği belirtildi. Başvuruda yer alan değerlendirmelerin, başvuru sahiplerinin hukuki görüşlerini yansıttığı vurgulandı. İnceleme sonunda Ombudsman’ın farklı bir değerlendirme yapabileceği de ifade edildi.
Kimleri ilgilendiriyor?
Süreç, Schengen vizesi almak isteyen Türk vatandaşları açısından doğrudan önem taşıyor. Ayrıca Avrupa pazarına erişim arayan ihracatçılar, iş insanları, akademisyenler, öğrenciler ve sanatçılar da başvurunun sonucundan etkilenebilecek kesimler arasında yer alıyor.
Ombudsman’ın yapacağı değerlendirme, Avrupa Komisyonu’nun uluslararası anlaşmalar karşısındaki sorumluluğunu ve AB kurumlarının kendi hukuk düzenine bağlılığını da gündeme getirecek.











